Pınar Gonca ben ve Gökom.. Dördümüzün o kadar unutulmaz anısı var ki.. Bu da onlardan bir tanesi..
Gonca Gökhan'a Alekom diyodu. Neden öyle diyordu, Aleko ne demekti şuan onları hatırlamıyorum. Ama bir yerlerden çıkmıştı..
İş çıkışı canım sıkılmıştı, Pınar'ı arayıp "hadi gel Akmerkez'e gidelim kendime bir şeyler almak istiyorum" dedim ve buluşup Akmerkez'e geçtik. hemen Gonca'yı da arayıp çağırdık, Gonca'nın işyeri Akmerkez'e yakın olduğu için o da gelebileceğini ama biraz işlerinin olduğunu söyledi. Biz de Pınar'la alışverişimizi yaptık, biraz gezdik ve Gonca'nın gelmesini bekledik. Gonca geldi, önce biraz lafladık. Ardından da Bebek'e kahve içmeye gitmeye karar verdik. Arabaya bindik. Etiler'den Bebek yoluna doğru gidiyorken, birden Gonca "ya ben Aleko'mu özledim, keşke o da burda olsaydı" dedi. Gökhan Gebze'de bir şantiyede çalıştığı için uzun süredir görüşemiyorduk. Gonca'nın o cümleyi kurmasıyla o an karar verdik. Hadi bir sürpriz yapalım, Gökhan'ın yanına gidelim. Tam da o sırada FSM köprüsü sapağına gelmiştik ve çok hızlı bir şekilde karar verip o sapaktan köprü yoluna doğru girdik. Rotamız Gebze'ydi. Göko karşimi aradım, hal hatır sordum, öğrendik ki hala şantiyedeymiş, beton günüymüş yine. Rota belli oldu : şantiye.. Şantiyeye daha önceden gitmemiştik, ama İzocam'ın fabrikasının inşaatı olduğunu biliyordum. Ne yapıp edip adresini bulmamız lazımdı. hemen internete girdik ve İzocam'ın telefonunu bulduk, akşamın 8'inde aradık İzocam'ın fabrikasını, haliyle bekçi çıktı. Dedik şuan inşaat halinde olan bir şantiyeniz varmış, nerde o? Adam bir şeyler söyledi, haritadan yeri bulmaya çalışıyoruz.. Neyse gittik bir yerlere. Öyle tenha, öyle ıssız yerler ki. Bir yandan gidip bir yandan da korkuyoruz. Toprak yol, hiç ev yok, ışık yok, yaşama dair hiçbir şey yok. Doğru gidiyoruz umuduyla yolumuza devam ettik. Yolda bir insan gördüğümüzde durdurup şantiyeyi soruyoruz, ama kim bilir ki.. Abime mesaj attık, "yarım saat sonra bizi ara, cevap gelmezse polise haber ver, biz şuralardayız" diye :) Neyse baya bir dolaştıktan sonra bir yerlere geldik (hayatım boyunca bir daha gitmeyi düşünmediğim yerlerdi) Bir kaç tane inşaat olan yer gördük, yaklaştık bekçiye sorduk, ama öyle tenha yerler ki, bir yandan arıyoruz yeri, bir yandan korkuyoruz başımıza bir şeyler gelecek diye. Adama sorduk "İzocam mı?" diye. Adam bilmiyor.. Sanırım bulamadık dedik.. Biz oralarda şantiyeyi ararken, Gökomu aradık, meğer karşim eve gitmiş.. Haydaaa!! Evi de Darıca'da.. Rota değişir ve Darıca'ya doğru gidilir. Ama o tenha yollardan yeniden mi geçeceğiz.. Yeni bir macera daha başladı. Yolu bulmaya çalışıyoruz.. Neyse kurtulduk o yerlerden. Darıca'ya doğru yol aldık. Ama karşimin evinin tam olarak nerde olduğunu da bilmiyoruz. Darıca'ya yaklaştık, Pınar Gökhan'ı aradı. Erkek arkadaşıyla (şimdi kocası, aynı zamanda benim de abim oluyor :)) kavga ettiğini dertleşmek istediğini, bir sonraki gün de işle ilgili bir durumdan dolayı Darıca taraflarına geleceğini ve evini tarif etmesini söyledi. "Şuan google'dan haritayı açtım, tarif et" dedi. Göko başladı tarife. şurdan gidiceksin, şöyle bir yer var ordan dönüceksin vs vs. Biz evi bulduk, Pınar hala konuşuyo Gökoyla. Bir yandan da dertleşiyor.. Tam evin önüne geldik ve Gökoya şunu söyledi "ya ben bu konuşma için yarını bekleyemicem, aşağıya in de şimdi konuşalım." Göko bi an idrak edemedi, "şaka mı" filan dedi, ama biz aşağıda bekliyoduk. Göko indi aşağıya, bizi karşısında görünce o kadar mutlu olmuştu ki.. O anı unutamıyorum. Evine davet etti, gittik.. saat 11 filan olmuştu.. Dedi size çay koyiyim, ama demleme yok, sallama yapıcam :) Biz de olur karşim dedik. Ev çok dağınıktı, tam bir öğrenci evi gibi :) Tabi bizi beklemediği için.. Karşimin mutluluğu yüzünden yansıyodu. Grup tamamlanmıştı, artık espriler yapıp eğlenebilirdik. Ama sürpriz yapıcaz diye 3 saatimizi yolda harcamıştık :) O yüzden çok kalamadık yanında. Odada bi kanepe vardı bi de karşimin yatağı. Yatağa oturalım dedik, bi baktık boxerlar filan yatağın üstünde duruyo. Bizden hızlı hareket edip hemen boxerları attı yatağın arkasına.. Biz tabi "bu ne boollmmm" diyerek yarıldık. Yarım saat filan oturup, artık bize müsade dedik. Ama Göko karşim izin verir mi, aldı eline permatiği, bileğine götürüp "keserim" diyo :) Biz tabi onu öyle görünce koptuk. "Ya karşim gitmemiz gerekiyo yarın iş var" diyoruz. bu sefer de kapıya yapıştı, "valla bırakmam" diyo.. Biz bi yandan yarıla yarıla gülüyoruz, bi yandan da gitmeye çalışıyoruz :) Hiç ayrılmak istememiştim ordan, ama geç olmuştu artık saat.. Sürprizimizi yaptık, özlemimizi az da olsa giderdik ve daha sonra uzun uzun sarılıp vedalaştık ve evlerimizin yolunu tuttuk..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder